Perşembe, Ağustos 09, 2007
Hapşırık
Hapşıran bir kişiye 'çok yaşa' demek adeti hemen hemen her kültürde vardır. Anlam olarak biraz değişik de olsalar sonuçta aynı kapıya çıkarlar. Hapşıranlara İngilizlerin 'God bless you', Almanların 'gesundheit', İtalyanların 'felicita' deme adetlerinin kökeni, hapşırmanın kişi için önemli bir tehlike olduğuna inanılan çok eski zamanlara gider.

İnsanlar asırlar boyu yaşamın sebebinin ruh olduğuna, ruhun ise insanın başı içinde olduğuna, hapşırmanın bu hayati güce zarar verebileceğine inandılar. Hapşırmanın soğuk algınlığı ile ilişkili olması bu inanış; güçlendirdi. İnsanlar hapşırıklarını tutabilmek için her yolu denediler.

Milattan önce dördüncü yüzyılda Aristo ve tıbbın babası sayılan Hipokrat'ın öğretileriyle insanlar, hapşırmanın başın yabancı maddelere karşı bir savunma refleksi olduğunu öğrendiler. Hapşırma bir hastalığın başlangıcı olduğundan hastalığın sonunun kötü bitmemesi için hapşırana 'uzun yaşa', 'sağlıklı yaşa' gibi sözlerin söylenmesi adeti bu zamanlarda başladı.

Yaklaşık yüz yıl sonra Romalılar hapşırmanın iyi bir şey olduğuna, insanı hastalıktan koruduğuna, hapşırığı tutmanın hastalığın kuluçkaya yatmasına belki de ilerde ölüme sebep olabileceğine inandılar. Artık hapşıranlara 'tebrikler' veya 'iyi şanslar' deniliyordu.

Hapşırana 'çok yaşa' denilmesinin kökeni birçok kültürde bu şekilde olmasına rağmen bir Hıristiyanlık deyimi olan 'God bless you' (Tanrı seni takdis etsin) cümlesinin kökeni ayrıdır. Altıncı yüzyılda İtalya'da bulaşıcı ve öldürücü veba hastalığının tüm şiddeti ile başlaması ve bu hastalığın belirtisinin kronik hapşırma olması nedeniyle, hapşıranlara 'God bless you' denilmesi Papa tarafından yasa olarak yayınlanmış ve mecbur kılınmıştır.

Bu yasa ile ayrıca hapşıranın çevresinde 'God bless you' diyecek kimse yoksa, o kişinin kendi kendisine 'God help me' (Tanrı yardımcım olsun) demesi de tavsiye edilmiştir.

Genelde 'çok yaşa' diyene 'sen de gör' yani 'sen de benim yaşamımı görecek kadar çok yaşa' denilmesi de adettendir. Hapşırana 'çok yaşa' deyince hapşırmanın kesileceğine inananlar da vardır

Etiketler:

 
derleyip düzenleyen deepblue saat 11:19 AM Link 0 yorum yapılmış
Salı, Ağustos 07, 2007
Gıdıkla burcunu öğren
Bu bir şaka değil ama eğlenceli çünkü denenerek varılmış astro sonuçlardan derlenmiş. Siz de deneyin ama dikkatli olun, birini gıdıklayarak burcunu anlamaya kalkışırsanız, başınıza gıdıklanmaktan öte şeyler gelebilir.

Koç Burcu: Daha elinizi sürmeden yalvarmaya başlar, daha sonra durmanız için her tür rüşveti teklif edecektir.
Boğa Burcu: Yuvarlanarak, kendisini sizin atar yani resmen üstünüze oturur ve öyle kalır. Malum ya, o bir öküz yani boğadır.
İkizler Burcu: Yerlere düşer, gıdıklanmaya bayılır ama seans bitince hemen olanı unutur ve sorar; "Nerede kalmıştık? Konumuz neydi?"
Yengeç Burcu: Hiç tepki vermez, birşey söylemeden öylece bakar sonra kapıyı çarparak çıkıp gider ve saatler sonra geri gelir. On yıl sonra bir kavga sırasında, bu yaptığınızı yüzünüze vuracaktır.
Aslan Burcu: Önce anlamaz, sonra küser ve bunu neden yaptığınızı açıklamanızı bekler. Açıklamadan yani bunun bir şaka olduğunu anladıktan sonra gıdıklamaya devam etmenize izin verir.
Başak Burcu: Siz bıkıp duruncaya kadar, hiç gülmeden sabit bakışlarla yüzünüze bakacaktır.
Terazi Burcu: Hoşuna gidecektir ama dış görünüşünü bozduğunuz anda başınız derde girecektir.
Akrep Burcu: Önce gıdıklanmaya dayanamaz sonra birden tüm gücünü kullanır, tekrar soğukkanlılığına bürünerek insiyatifi ele alır ve gözlerini gözlerinize dikerek, kaşlarını çatar ve; "Kes şunu, hemen..." der.
Yay Burcu: Çok eğlenir. Sonra aradan zaman geçer ve siz bir misafirinizle otururken, birden üzerinize saldırarak, gıdıklamaya başlar. Öcünü almayı asla unutmayacaktır.
Oğlak Burcu: Asla gıdıklanmaz çünkü evde değildir, muhakkak geç saatlere kadar çalışıyordur. Kova Burcu: Sessizce kendisini kurtarmaya çalışırken, yüzünde hafif bir tebessüm belirir, bu arada bir gıdıklanma örgütünün kurulup, kurulamayacağını düşünmektedir.
Balık Burcu: Önce nefret eder sonra hoşlanmaya karar verir çünkü bunu başkalarının da yapmak isteyeceğini düşünmüştür.
 
derleyip düzenleyen deepblue saat 2:12 PM Link 0 yorum yapılmış
Çarşamba, Ağustos 01, 2007
SineTek Avrupa Temmuz-Ağustos 2007 Programı
Ankara Sinema Kültürü Derneği tarafından,Tüze Grup ve Radyo ODTÜ’nün katkılarıyla gerçekleştirilen,yılayayılmış sinema şöleni SineTekAvrupa gösterimleri,yaz aylarında da hız kesmiyor…SineTek Avrupa Temmuz-Ağustos 2007 Programı Her Perşembe Saat: 19.30 Tüze Ankapol Sineması (Kızılırmak Sok. No:14, Kızılay / Tel:419 39 59)
Filmler 35mm ve Türkçe Altyazılıdır

2 Ağustos Perşembe Saat:19.30

TAŞLAR



STONES
İspanya, Renkli, 35mm, Görüntü, 1:2.35, Sinemaskop, 2002, 128’
Yönetmen: Ramón Salazar

Oyuncular: Antonia San Juan, Najwa Nimri, Vicky Peña, Mónica Cervera, Ángela Molina

2002 Butaca Ödülleri: En İyi Kadın Oyuncu
2002 Flanders Film Festivali İzleyici Ödülü
2002 Stockholm Film Festival En İyi Yönetmen ve Kadın Oyuncu Ödülleri
2003 San Francisco Uluslararası Film Festivali Onur Ödülü

Hayatta öncelikle büyük taşlar yerlerine oturtulur. Aşk, arkadaşlık, aile ve kariyer bu büyük taşlardır. Ardından kalan boşluklar küçük taşlar ile bezenir. Eğer bunun tersi bir yol izlenmeye çalışılırsa hiçbir zaman büyük taşlar yerlerine oturmaz. Taşlar hayatlarındaki büyük taşları yerlerine oturtma becerisinden uzak beş kadının öyküsünü anlatıyor. Hayatta yeni bir şans için çabalayan bu beş külkedisi, yollarına çıkan küçük taşları temizlemek için inanılmaz bir çaba harcamaktadırlar. İspanyol yönetmen Roman Salazar karmaşık kadın psikolojisi üzerine yaptığı ince gözlemler ile izleyiciyi bu baş döndürücü dünyada bir yolculuğa davet ediyor. Almodovar hayranlarının keyifle izleyeceği bir film…

Adela, Anita, Joaquin, Maricarmen ve Isabel Madrid’de yaşayan ve farklı hayat hikâyelerine sahip beş kadındır. Adela hayat mücadelesi veren bekâr bir annedir, kızı Anita ise köpeklere aşırı ilgi duyan engelli birisidir. Joaquin tango ile ilgilenen bir işkadınıdır. Maricarmen kocasının ölümünü atlatamamış bir taksi şoförüdür. Isabel bir falcı tarafından etkilenmiş ilginç biridir. Bu beş kadının giydikleri ayakkabıların ötesini görebilmeleri ve birbirlerini tanımaları hayatlarındaki taşların yerlerine oturmasını sağlayacak mıdır?

9 Ağustos Perşembe Saat:19.30
TRANSİLVANYA


TRANSYLVANIA
Fransa, Renkli, 35mm, Görüntü, 1:2.35, Sinemaskop, 2006, 103’
Yönetmen: Tony Gatlif

Oyuncular: Asia Argento, Amira Casar, Birol Ünel

2006 Cannes FF Kapanış Filmi

"Duygular, yola düşmek, keşifler hoşuma gidiyor... benim için sinema insanları yolculuğa çıkarmaktır, ama önceden planlanmayan bir yolculuğa. Film üzerine düşünmeye başladığımda müziği de düşünürüm. Müzik filmin omurgasıdır, senaryoyu yazarken ve çekim mekânlarını saptarken eş zamanlı olarak müziği de tasarlarım." – Tony Gatlif

Tony Gatlif’in yıllar sonra Çingeneler’in anavatanı Romanya’ya geri döndüğü yeni filmi Transilvanya, 2006 Cannes Film Festivali’nin de kapanış filmiydi. Sevdiği adamı dünyanın sonuna kadar izleyip bulmaya kararlı, güçlü bir kadının öyküsünü anlatan film, kimlik ve kültürel benlik üzerine yine müzik ve aşkla dolu ve yine hareketli bir yol filmi.

Güzeller güzeli İtalyan Zingarina genç, asi ruhlu bir kadındır. Arkadaşı ve koruyucu meleği Marie ile birlikte, sevdiği adam olan Milan’ı bulmak üzere Transilvanya’ya doğru yola çıkar. Ne var ki, çığırından çıkan, gerçekliğin sınırlarını zorlayan bir festivalde, Milan onu reddeder. Duygusal açıdan yıkılan Zingarina, tek başına yollara düşer ve gizemli, karizmatik, özgür bir adamla, Çango’yla karşılaşır. Dünyayla bağı olmayan ve değişik aksanlarla pek çok dili konuşabilen bu esrarengiz adama âşık olmaya başlar.

16 Ağustos Perşembe Saat:19.30
ŞAŞKIN KRAL



THE DUMBFOUNDED KING

İspanya-Fransa-Portekiz, Renkli, 35mm, Görüntü, 1:1.85, 1991, 106’
Yönetmen: Imanol Uribe

Oyuncular: María Barranco, Joaquim de Almeida, Laura del Sol, Gabino Diego, Juan Diego

1992 Goya Ödülleri: En İyi Uyarlama Senaryo, Makyaj, Kostüm, Ses ve Yardımcı Erkek Oyuncu 1992 Peñíscola Komedi Filmleri Festivali En İyi Senaryo Ödülü
1993 Premios ACE En İyi Yönetmen ve Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülleri


Bir kral kraliçesini çıplak görmek isterse neler olur? Cinsellikten uzak bir evlilik yaşayan İspanya kralı, günün birinde birlikte olduğu hayat kadınının çıplak bedenine bakarken, kraliçesini de çıplak görme isteği ile dolar. Ballester’in romanından uyarlanan film, entrikalarla örülmüş kraliyet yaşantısı içerisinde genç ve duyarlı bir kralın portresini sunuyor. Portekizli oyuncu Joaquim de Almeida’nın başarılı oyunculuğuyla renklenen “Şaşkın Kral” bir an olsun güzellikten taviz vermeden matrak ve özgün bir hikâye anlatıyor.

23 Ağustos Perşembe Saat:19.30
HAYATIMIN İLK GECESİ




THE FIRST NIGHT OF MY LIFE
İspanya, Renkli, 35mm, Görüntü, 1:1.85, 1998, 82’
Yönetmen: Miguel Albaladejo

Oyuncular: Leonor Watling, Juanjo Martínez, Carlos Fuentes, Roberto Hernández

1998 Ondas Ödülleri Jüri Özel Ödülü
1998 Málaga İspanyol Filmleri Festivali Birincilik Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu ve İzleyici Ödülleri
1998 Mar del Plata Film Festivali Özel Mansiyon ve FIPRESCI Ödülü
1998 İspanya Sinema Yazarları Ödülleri: En İyi Senaryo
1998 Butaca Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu Ödülü
1999 Bergamo Film Buluşması En İyi Film Ödülü
1999 Sant Jordi Ödülleri En İyi İspanyol Kadın Oyuncu Ödülü
1999 Peñíscola Komedi Filmeri Festivali En İyi Film, Kadın Oyuncu ve Senaryo Ödülleri


Hayatımın İlk Gecesi, küçük hayalleri olan sıradan insanlar üzerine yalın ve samimi bir film. Madrid’in kenar mahallelerinde yaşayan sıradan insanların küçük hayallerinden yola çıkarak şekillenen film birbirinden çok farklı karakterleri değişik kurgusu ile bir araya getiriyor. Yetenekli yönetmen Albaladejo’ya pek çok festivalden ödül getiren film, yeni yıl arifesinde değişik hayatlara ışık tutarak, “yaşam” dediğimiz şeyle ilgili ilginç ipuçları veriyor. Hayatın içinden sıcacık ve mizah dolu bir film…



30 Ağustos Perşembe Saat:19.30
BÜKREŞ’İN DOĞUSU




12.08 EAST OF BUCHAREST
Romanya, Renkli, 35mm, Görüntü, 1:1.85, 2006, 89
Yönetmen: Corneliu Porumboiu

Oyuncular: Mircea Andreescu, Teodor Corban, Ion Sapdaru

2006 Cannes FF Altın Kamera Ödülü
2006 Transilvanya FF En İyi Rumen Filmi ve İzleyici Ödülü


Geçtiğimiz yıllarda uluslararası festivallerde aldığı önemli ödüllerle bütün dikkatleri üzerine çeken Romanya sineması, bu yıl Cannes Film Festivali’nde hem Altın Palmiye’yi hem de “Belirli Bir Bakış” bölümünde En İyi Film Ödülü’nü kazanarak bu geleneğini sürdürdü. 2006 Cannes Film Festivali’nde En İyi İlk Film’e verilen Altın Kamera Ödülü’nü kucaklayan Bükreş’in Doğusu, Romanya'da Komünist rejime son veren devrimden tam 16 yıl sonra, devrimin vaatlerini yerine getirip getirmediğini sorguluyor. Bu neşeli ve yalın komedi, Doğu Avrupa'nın geleneksel mizahını kullanarak işte bu olaya parmak basıyor. Sağduyulu ama ödün vermez bir şekilde, nazik ama oldukça da keskin bir dille...

film+ / 4. güz film festivali
25 ekim - 04 kasım 2007
Tüze Ankapol Sineması
festival ile ilgili bilgilere önümüzdeki aylarda http://www.guzfest.org/ adresinden ulaşılabilir.

Ayrıntılı bilgi için:

Ankara Sinema Kültürü Derneği
Tel: (0312) 467 2002
Faks: (0312) 466 4824
http://www.askfest.org/
http://www.guzfest.org/

Etiketler:

 
derleyip düzenleyen deepblue saat 3:55 PM Link 0 yorum yapılmış
Bir memurun profili
Buna göre Türkiye'de toplam 1 milyon 565 bin 108 memur bulunurken, memurların yüzde 75'i 750 YTL ile 1.250 YTL arasında maaş alıyor. En çok memurun bulunduğu kent ise bilinenin aksine Ankara değil, İstanbul...

Verilere göre, halen İstanbul'da 185 bin 865 devlet memuru görev yapıyor. İstanbul'u 170 bin 923 memur ile Ankara, 81 bin 115 memur ile de İzmir takip ediyor. Devlet memurlarının 45 bin 524'ünün görev yeri Bursa, 43 bin 834'ünün Konya, 38 bin 458'inin Antalya, 36 bin 359'unun Mersin, 32 bin 445'inin ise Samsun olarak belirleniyor.

Memur sayısının en az olduğu il ise Bayburt. 2 bin 642 memurun istihdam edildiği bu şehrin yanı sıra, Ardahan 2 bin 738, Kilis 2 bin 930, Tunceli de 3 bin 682 ile memuru az iller arasında yer alıyor.

MEMURLAR NE KADAR KAZANIYOR?

Say 2000i verilerine göre, 1.5 milyon devlet memurunun 73 bin 19'u 750 YTL'den daha az maaş alıyor. 574 bin 803 memurun aylık maaşı, 750 YTL ile 1.000 YTL arasında, 593 bin 258 memurun ise 1.000 YTL ile 1.250 YTL arasında bulunuyor. Böylece devlet, günümüzde her 4 memurundan 3'üne 750 YTL ile 1.250 YTL arasında maaş ödüyor.

Aylık maaşı 1.250 YTL ile 1.500 YTL arasında değişen memur sayısı da 222 bin 633 olarak tespit edilirken, 1.500 ile 2.000 YTL arasında maaşı olanların sayısı da 72 bin 277 şeklinde hesaplanıyor. Memurların 20 bin 465'i 2.000 YTL ile 3.000 YTL arasında, 3 bin 950'si 3.000 ile 4.000 YTL arasında, 3 bin 619'u 4.000 ile 4.500 YTL arasında maaş alıyor. Bin 84 devlet memuru da 4.500 YTL'nin üzerinde maaşla çalışıyor.

Bu şekilde devlet memurlarının binde 7'sinin maaşı 4.500 YTL'yi aşarken, memurların yaklaşık yüzde 5'inin maaşı 750 YTL'nin altında kalıyor.

MEMURLARIN ÇOĞU EVLİ

1 milyon 565 bin 108 memurunun üçte ikisini erkekler, üçte birini de kadınlar oluşturuyor. Genel bütçeli kuruluşlar ile KİT'lerde, halen 512 bin 921 kadın, 1 milyon 52 bin 187 erkek memur görev yapıyor. Memurların 1 milyon 237 bin 126'sının evli, 327 bin 982'sinin bekar olduğu dikkat çekerken, memurların 596 bin 161'i aile yardımından, 1 milyon 39 bin 343'ü de çocuk yardımından faydalanıyor.
 
derleyip düzenleyen deepblue saat 3:38 PM Link 0 yorum yapılmış
Depresyondan çıkma yöntemleri
1. Kanepeye uzanıp, bıkana kadar dizi seyretmek ve çikolata yemek. Misal ben aldım şu doktor dizisi 'Grey's Anatomy'nin iki sezonunu, bütün pazar gömüldüm.
2. Tek başınıza kalın! Çünkü büyük ihtimalle yanınızdaki arkadaşınız dakikada on kere 'Neyin Var?' diye sorup sinirinizi bozacaktır. Mesela tek başınıza sinemaya gidin. Mecbursanız, sadece fazla soru sormayan arkadaşlarınızla buluşmayı tercih edin.
3. Yürüyün! Hatta amaçsızca yürüyün. Sokak sokak bakınıp durun. Kulağınızda müzik olması tercih sebebi. Mesela Emre Aydın, Vega ya da Sezen Aksu!
4. Kitap okuyun! Benim favorim cinayet romanları. Hem heyecanlı heyecanlı kan yapıyor.
5. Sabah enerjisi almak için Power FM'de Geveze'yi dinleyin. O kadar geyik yapıyor ki, insan depresyonunu unutup gülmeye başlıyor.
6. Cep telefonunuza cevap vermeyin. Unutun onu! Çalsın dursun!
7. Yalnızlığın dibine vurun! O kadar yalnız kalın ki, kendinizden boğulun. Sonunda dayanamayıp arkadaşlarınızla buluşun. Bir şeyler için, geyik yapın. Hayata kaynamaya çalışın.
8. Yılbaşı ağacı kurun! O kadar eğlenceli ki. Sonunda da ışıkları yakıp karşısına geçer yatarsınız
9. Bilgisayarınıza yazlık bir resmi duvar kağıdı yapın. Alaçatı'daki Manastır Otel'i gibi... Bakın bakın içiniz açılsın.
10. Bebek Kahve'de simit-kaşar yiyin. Beyoğlu'nda bira için. Youtube'da komik videolar izleyin. Bir sabah aniden gülerek uyanacağınızı bilin! Amin!

kaynak : araklama

Etiketler:

 
derleyip düzenleyen deepblue saat 9:58 AM Link 0 yorum yapılmış
Cuma, Şubat 23, 2007
İstanbul kültür başkenti
 
derleyip düzenleyen deepblue saat 10:12 AM Link 1 yorum yapılmış
Çarşamba, Ocak 10, 2007
Okul sözlüğü
OKUL :Öğrencinin alınına yazılan kötü kader .
TAŞINIR MALLAR : Kalem , kitap , defter .
TAŞINMAZ MALLAR : Kapı , pencere , tahta ve sıralar .
DİSİPLİN : İdam masası
ÖĞRETMEN : Okulun demişbaşı .
ÖĞRENCİ : Okulun vazgeçilmez incisi .
ZİL : Öğrenci kurtarıcısı .
ARKADAŞLIK : İdeal birleşme .
CASUS : Onur kuruluna seçilen öğrenci .
CEZA-İ ŞART : Yıllık ödev .
ESNAF : Kendi halinde öğrenci .
MALİYET : Öğrenci Harçlığı .
BÜTÇE :Toplanan spor , fotokopi vs paraları .
İNEK : Gözünü dersten ayırmayan öğrenci .
ÇALIŞKAN : Aklından zoru olan öğrenci .
YAZILI : Bir çok hayatı alt üst eden kara yazı .
HÜR TEŞEBBÜS : Sözlüde parmak kaldıran öğrenci .
ŞİRKET : Sınav öncesi kurulup , sınavdan sonra dağılan ortaklık .
ENFLASYON : Kopya değerinin yükselmesi .
KIYMETLİ EVRAKLAR : Vazgeçilmez kopya kağıtları tabiikide .
KOPYA : Denizdeki yılan .
ÇEK MAFYASI : Kopya kağıtlarını bulunduran ve dağıtan BABA öğrenci .
İHRACAT : Kopya vermek .
İTHALAT : Kopya almak .
ÖĞRENCİ AVCISI : Nöbetçi Öğretmen .
KOMPLO : Beklenmedik " kazık " sorular .
İNDİRİM : Kazık gibi soruların indirilmesi .
SADAKA : Çalışmayan öğrenciye verilen kopya .
CİMRİ : Arkadaşlarından bir soruyu esirgeyen öğrenciler .
ADAK : İyi bir not alabilmek için arkadaşlara adanan çikolata .
GAYRİ SAFİ MİLLİ HASILAT : Yıllık biriken kopya kağıtları .
İPOTEK : Öğretmenlerin kopya kağıtlarına el koyması .
SERBERST PİYASA EKONOMİSİ : Kopya çekilmeyen sınavlar .
FİRAR : Dersten kaytarma .
KAZAN : Dersi kaynatmak için gereken araç .
ÇÖP ÇATAN : Öğrenci ile dersin arasını bulmaya çalışan öğretmen .
PARAZİT : Başkalarının sırtından sınıf geçen öğrenciler .
DEVÜLASYON : Öğrenci değerinin düşmesi .
BÜTÇE AÇIĞI : Taktir veya teşekkür notlarının eksik gelmesi .
KAR / ZARAR CETVELİ : Karne
DİPLOMA : Öğrenciyi kovmak için verilen kağıt parçası .
DEMOKRASİ : Şartsız kurul .
TRAJEDİ : Beceri sınav sonuçları .
DRAM : Beceri sınavını geçen öğrencinin hali
 
derleyip düzenleyen deepblue saat 10:17 AM Link 0 yorum yapılmış
Çarşamba, Kasım 29, 2006
Vurun Türkçe'ye

Etiketler:

 
derleyip düzenleyen deepblue saat 4:32 PM Link 0 yorum yapılmış
Barış Manço & Cem Karaca- Uzun ince bir yoldayım

Etiketler:

 
derleyip düzenleyen deepblue saat 9:28 AM Link 0 yorum yapılmış
Salı, Kasım 28, 2006
Atatürk'ün sansürlenen görüşleri
Atatürk'e ilişkin olarak 2 önemli çarpıtma yapılıyor.
Biri Batılılaşma konusunda...
Diğeri din konusunda...
İlki, Atatürk'ün hedef olarak Avrupa'yı göstermediği iddiasına dayanıyor.
İkincisi, -dünkü Vakit gazetesinde bir örneğini gördüğümüz gibi- ısrarla Atatürk'ü dua ederken, sarıklı mebuslarla ya da peçe içindeki Latife Hanım'la gösterip cumhuriyetin temelinde bir din motifi arıyor.
Bu 2 konuda 2 belge hatırlatacağım.
***
İlk belge, 29 Ekim günü Mustafa Kemal Paşa'nın Fransız yazarı Maurice Pernot'ya verdiği demeç... Paşa, o gün Revue Des Deux Mondes için Meclis Başkanı sıfatıyla verdiği son demecinde şöyle diyor:
"Osmanlı İmparatorluğu, Batı'ya karşı elde ettiğimiz başarılardan çok gururlanarak kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün düşüşe başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu'da ise de düşüncelerimiz Batı'ya dönüktür. Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye'de çağdaş, bu sebeple Batılı bir hükümet oluşturmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de Batı'ya yönelmemiş millet hangisidir?"
***
Din meselesine gelince...
İlk Meclis'in dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy veren milletvekilleri arasında 100 kadar din adamı olduğu doğru... Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde ve Atatürk'ün düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş.
Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi dersleri vermeye başlamıştı. Okutacağı kitabı Kemal Paşa'ya gösterdi. Gazi beğenmedi. Yeni bir Medeni Bilgiler kitabı yazdırdı.
Kitap, 1931'de Afet İnan imzasıyla çıktı; ortaokul ve liselerde okutuldu. İşte Kemal Paşa'nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların "Millet" bölümünden satırlar:
***
"Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..) Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)
"Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)
"Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..)
"... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra..."
***
Yeterince açık değil mi?
Nasıl oluyor da din konusundaki görüşleri bu kadar net olan bir lider hâlâ yanlış yorumlanıyor?
Yukarıdaki satırların çoğu, Türk Tarih Kurumu tarafından 1969 ve 1988'de basılan "Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları" kitabında yer almıyor da ondan...
İnanması zor; ama kendi kurduğu kurum, Atatürk'ün notlarını sansür ederek yayımladı.
"Medeni Bilgiler"i geçenlerde yeniden basan Örgün Yayınevi, Türk Tarih Kurumu'ndan bir özürle yeni baskı beklediklerini yazmış.
Atatürk'ün okullarda okutulsun diye kaleme aldığı kitabının bile sansür edildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Düşünce özgürlüğü mü dediniz?

CAN DUNDAR
 
derleyip düzenleyen deepblue saat 3:27 PM Link 0 yorum yapılmış
Tıpta ilerleme
M. O. 2000..... Al bu otu ye.

M. S. 1000...... O ot kotu, gel bu duayi oku.

M. S. 1250...... O dua batil inanc, al bu iksiri ic.

M. S. 1500...... O iksirin ne faydasi var, al bu hapi yut.

M. S. 1750...... O hap etkisiz, al bu antibiyotigi ic.

M. S. 2000...... O antibiyotik kimyasal, al bu otu ye.
 
derleyip düzenleyen deepblue saat 3:24 PM Link 0 yorum yapılmış
Copyright©2006 | All Rights Reserved | by deepblue

Tasarım desteği Cristina Calabrese